Mimar, Mimarlık Tarihçileri onlara anlamlar ve güzellikler yüklemiştir. Bulundukları ülkelerin gözbebekleri olmuşlardır. Hatta yarışmışlardır birbirleriyle. Yüzyıllarca bir lagün şehri olan Venedik, Levante (doğu Akdeniz kıyısındaki ülkeler) üzerindeki askeri iktidarının simgesi olan Arsenal kalbi, İstanbul ise Asya ile Avrupa'nın kilit noktasında elde edilemesi zor incisiydi.
Şehirler, insanların iklim şartlarından, her türlü saldırgan tehtitden korunabilmesi, medeni ihtiyaçlarının karşılanması maksadıyla biraraya gelmelerinden ortaya çıkan geniş, kalabalık yerleşme bölgesine verilen addır. İlk kurulan şehirlerden günümüze ne çok şey değişti. Kalabalıktan kaynaklanan Su, yol, kanalizasyon ve enerji ihtiyacı, şehirlerin yapısında değişmelere neden olmuştur.
Şehirlerin büyümesiyle, şehircilik başlı başına bir ilim konusu olmuştur. Modern şehirler, şehir planlaması esas alınarak genişlemektedir. İnsanların belli bir merkez etrafında sürekli kalmak üzere yerleşmeye başlamaları, birçok şeyi keşmekeş hale getirmiş, böylece şehir planlaması fikri vücut bulmuştur. Bu planlama ilk başlarda su ihtiyacı üzerine kuruludur. Buna en güzel örne Moskava'dır. Şehir belli bir merkezden dışarıya doğru eşit oranda genişlemiştir. Herşeye rağmen yıllar boyunca sorunsuz gibi görünen bu sistemde bile şimdilerde 8 seritli yollar yetersiz kalmaktadır.
Şehirlerin büyümesinde çok çeşitli faktörler vardır. Dünya'nın en büyük şehirleri deniz kıyılarında kurulmuştur. Nedeni liman ticaretidir. Kudüs, Roma gibi şehirlerin büyümesinde dinin de etkisi büyüktür. Nice, Miami, Los Angeles gibi şehirlerin büyümesinde iklimin etkisi görülür.
Oysa ki dünyanın en yaşanılası kenti vancouver, metroları ve geniş yolları var diye bu ünvanı almamıştır. Bu açıdan bakınca modern şehirlerin bile Geçmişin İstanbul'unda yaşamak, Göksuda sandal sefası yapmak, nasıl bir duyguydu acaba? Hala büyükadaya gitmeyenler varsa, mutlaka görsün ve bir boğaz sefası yapsın. Mardin'i de dünya gözüyle mutlaka görmek gerek bizce. Ne dersiniz?